günce etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
günce etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Aralık 2012 Perşembe

göçebe zamanlar..

sekiz, artık hatta neredeyse dokuz aylık evliyiz ama hala bir evimiz yok.. evimizi bırakın kabımız, kacağımız bile tam tekmil değil.. şimdiye dek öyle aman aman ev aramadık, mobilya seçme telaşımız ise hiç olmadı.. düğünümüze iki hafta kala hala bir evimiz yoktu ve hem şaşkın hem endişeli bakışlara sadece tevekkülle karşılık veriyorduk.. tevekkülümüzün karşılığını ise düğüne bir hafta kala, eşimin akrabalarına ait mobilyalı ufacık tefecik bir daire bularak gördük..

daha önce şu yazımda bahsetmiştim,  oğuzun işinin nerede olacağının belli olmamasından kaynaklanan bi durumdu bu.. ve belli olduğunu zannetmemizle, belirsizlikler sürecinin bittiğini düşünüp Darmstadt'a yerleşmeye yavaş yavaş başlamıştık.. evdeki mobilyaları çıkarıp zevkimize göre döşeme planları yaparken, sevgili kocam mobilyalardan ziyade, işinden, patronundan ve de şehirden rahatsız olmaya başlayınca belirsizlikler süreci yeniden başlamış oldu.. ben artık bu durumu o kadar kanıksadım ki, 'bizim hayatımız böyle geçecek' moduna çoktan bağladım.. Allah'tan rahat bi insanım, ayran gönüllü kocama ayak uydurmakta zorlanmıyorum :)  neyse yeni iş ve şehir arayışlarımız yine böyle başlamış oldu işte.. bu sefer gündemimizde bi Kassel bi Dortmund vardı.. iki şekirle kalmamız bile bi 'netlik'ti bizim için :) yazışmalar ve uzun süren endişeli bekleyişlerden sonra nihayet Kassel netleşti..

ama ortada yine ev yoktu ve dahası Kassel'de ev bulmak umduğumuzdan da zordu.. biz de pılımızı pırtımız toplayıp, annemlerin kapısını çaldık ve hala orda kalmaktayız.. ne zaman gönlümüze göre ev bulur da çıkarız belli değil..

niye yazdım bütün bunları şimdi.. birincisi dönüp baktığımda bugünleri hatırlamak için tabii.. ve bir de hani olur da evlenmek üzere olan bir genç kız bu sayfaya girer de tevafuken bu yazıyı okursa, ona evliliğin ev tutup mobilyaların ve çeyizlerin en güzelini ve en pahalısını almak olmadığını hatırlatmak için.. imkanlar dahilinde yapılabilen yapılır tabii, ama 'bir kez evleniyorum' deyip borç harç yapıp ev döşemenin anlamı yok.. bilakis 'bir kez evlendiğin' için o kanaati gösterme şansın da sadece bir kez.. zamanla hepsi olur.. önemli olan mutlu olmak.. o da inanın en zevksiz döşenmiş evde de, anne-babanın yanında da mümkün..

muhabbet ile..

6 Aralık 2012 Perşembe

ve yine yeni yeniden :)

ayni mekan.. ayni konu.. ayni kahve.. ayni fincan.. ama bu sefer kararliyim 'tez', Allah'in izniyle seni yazip bitiricem!

8 Ağustos 2012 Çarşamba

adam akilli iki cümle..

evet ne zamandir evde düzenli internet olmadigindan dogru düzgün bloga giremiyorum.. e giremedigimden yazamiyorum da.. oysa ki yeni hayatima dair buralara yazabilecegim ne cok sey mevcut.. neyse ki artik laptop'umuzu aldik ve ben de net aleminde özgürlügüme kavusmus durumdayim :)

simdilik bir girizgah yapayim istedim, hemen hazirliklarima dönmeliyim.. Ramazan'in son onuna girdik ama aksama 'ilk' iftar misafirlemirimiz var.. Menümüzde de

Mercimek Corbasi
Firinda Domates-Sogan Soslu Kabak
Mozzarellali Toskana Köftecikleri
Pilav
Salata

mevcut.. Her zaman diyorum yine diyecegim, Ramazan sofrayi degil ruhu donatma ayi..

muhabbet ile..

24 Nisan 2012 Salı

gittim evlendim ve geldim :)

su an iki odali evimden yaziyorum bu satirlari.. sevgili esim iste ve ben aslinda biraz halsiz biraz keyifsiz bir sekilde yatma hazirligindayken birden kendimi burda buluverdim.. 2 ayi gecmis yazmayali.. bu arada iki kina gecesi,  bir dügün, bir balayi ve binlerce km yol biraktik ardimizda.. dügün öncesi bazi tatsiz ve üzücü hadiseler yasamak zorunda kalsak da, elhamdülillah hicbir sey mutlulugumuza gölge düsüremedi.. her daim tabessümle hatirlayacagimiz anilar yükledik heybemize ve döndük almanyaya..

evlilik, sevdigin insanla evlilik tarifi imkansiz bir nimet.. mutlulugumuz, sükrümüz sonsuz.. dilerim yuvamiz, O'nun hosnut oldugu ve Efendimiz'in tebessümle nazar ettigi bir yuva olur.. Rabbim herkesin gönlüne göre versin ve bu mutlulugu herkese yasatsin..

muhabbet ile..

23 Şubat 2012 Perşembe

tatlı telaşlar..


bu tatli telaslar ile ugrasirken, gelen maillerden anladim ki arayi gercekten cok fazla acmisim.. halimi hatrimi sorup dualarini eksik etmeyen tüm arkadaslara gönülden tesekkür ediyorum..

ben iyiyim çok şükür, hem de çok iyiyim :) almanya'daki kına gecesi hazırlıkları çok yoğun bir şekilde, gecemizi gündüzümüzü istila etmiş durumda..

herşey benim hint kıyafeti giymek istememle başladı :) ve şu an duyan herkesin merakla beklediği hint konseptli kına gecemin detaylarını organize etmekle meşgulüz.. telaşlıyız, yoğunuz ama heyecanlı ve çoook mutluyuz.. hele de sevdiklerimizin 'ne yapabiliriz?' soruları nasıl mutlu ediyor insanı bu dönemde.. ve hele de türkiyeden taa ortaokul yıllarından bir dostun rüyasına düşmek ve o rüyada çok güzel bir nehrin kenarında çok güzel bir ev yaptırdığımı ve çok mutlu bir şekilde görüldüğümü duymak nasıl büyük bir nimet Allah'ım? bana yaşattığı tüm bu güzellikler için O'na ne kadar şükretsem, ne kadar hamdetsem yine az.. yine kifayetsiz..

bu dönemde insanı en mutlu eden dualar duymak, dualarla kurulan bir yuvaya adım atmak.. sizler de dualarınıza iliştirin bizleri olur mu?

muhabbet ile..

15 Aralık 2011 Perşembe

hem ağlarım hem giderim..

daha o kadar zaman var ama şimdiden 'hem ağlama hem gitme' modunda olduğumu söylersem kesinlikle abartmış olmam..

zaten ben çok çabuk ağlarım.. hayatımda benden daha sulugözünü görmedim desem yeridir.. sevinç, üzüntü, öfke.. her türlü duygu gözyaşı eşliğinde dışa vurulabilir bende.. öyle ki bana en son ne zaman ağladığımı sorsanız, cevabım 'iki gün önce'den daha uzak olmaz heralde.. hatta bu aralar, saatlerle cevap verebilecek bir performans sergiliyorum..

kına gecesi diye bir şey yaşayacağımı düşündüğümde bile gözüme yaşlar hücum ediyor, başıma geldiği anı düşünemiyorum bile.. evden çıktığım, veya salonda ayrıldığımız anı hayal etmeye dayanamıyorum.. veda sahnelerini yüreğim kaldırmıyor.. artık annemler gözümde her zamankinden daha da kıymetli.. ve evde 'son kez şunu yap' cümleleri kurulmaya başlandı bile.. neden bilmiyorum biz genelde sevgimizi çok fazla sözle dile getirmeyiz.. o yüzden beden dilimiz her zamankinden daha yoğun şu aralar.. babama kahvesini verirken mutlaka gözlerine bakmaya çalışıyorum mesela, aklımda hep bunu ilerde ne kadar nadir yapacaığımı bulundurarak.. sonra annemin dizinin dibine oturuyorum bazen.. dizleriyle sarıyor beni, okşuyor başımı yumuşacık.. okşuyor.. okşuyor.. hiç doymuyor biliyorum.. çünkü ben de doymuyorum sevgisini parmaklarıyla saçlarıma sermesine.. yavrum.. kızım.. ve daha kimbilir neler diyor içinden, bense şefkatin kollarında gözyaşlarımı gizlemeye çalışıyorum..

öyle bir haldeyim işte, gözümde yaşlar her an akmaya hazır, onları tuttuğum ve tutamadığım anlarla birlikte, hiç tahmin etmediğim çok farklı bir sürece girdim.. onların kıymetini bilmek, bu vakitleri iyi değerlendirmek iyi güzel de, bu kadar gözyaşı olmasın lütfen Allah'ım..

hayırlı bir cuma dileğiyle..

9 Aralık 2011 Cuma

sticker-tattoo :)

ayni cati altinda yasamaya baslamaya 4 ay kaldi demistim bir önceki yazimda.. yalniz sorun su ki, o catinin hangi cati oldugunu bilmiyoruz halen, dahasi o catinin hangi sehirde olacagi bile belli degil.. ihtimaller her gün baska bir sehri gösteriyor.. bugün Essen'i konusurken, yarin Münih oluyor gündemde.. ertesi gün de Darmstadt'a yogunlasiyoruz :) böyle bir bilinmezlik sürecinde, bir yandan sabrima ve rahatligima sükredip, her gün farkli bir sehre zihinsel olarak adapte olurken bir yandan da evimizi nasil dösemek istedigimle ilgili hayallere daliyorum..

ikimizin tercihi de kesinlikle abartisiz, sicak ve samimi bir atmosferden yana.. bu yüzden deri koltuklar, ve parlak mobilyalar bizim icin tamamen tercih disi.. ama begendigim bir kac farkli tarz olunca bu konuda cok kararsiz kaliyorum.. bir yandan beyaz ve eski tarz mobilyalarla pembe ve gül kurusunun romantizmi beni cezbederken - ama oguz bundan pek hoslanmazken-, bir yandan da sonbahar renklerinin hakim oldugu kahverengi, turuncu ve sari agirlikli oryantal bir tarzin -bundan ikimiz de cok hoslaniyoruz- arzusunu duyuyorum.. su anda yatak odasini ilki gibi, oturma odasini ikincisi gibi düsünüyorum ama, sonuc ne olur kestiremiyorum :s bakip görücez insaallah :)

kararsiz olduklarim bir tarafa kesinlikle kararli oldugum bir konu ise duvar stickerleri :)


gördügüm ilk andan itibaren, yani yaklasik 3 yildir  bu sticker'i evimizin duvarini süslerken hayal ediyorum.. öyle zarif öyle güzel ki :)))

ve bu stickeri da yine gördügüm ilk andan beri evizimin baska bir duvarinda -muhtemelen antre veya calisma odasi-, hepsinden uzakta olacagimiz ailelerimizin fotograflariyla birlikte görmek istiyorum.. belki direk böyle degil, ama agac figürlü bir sticker mutlaka insaallah :)

fotograflain ilki https://www.facebook.com/halaltattoocom ' dan..
ikincisi ise buradan..

muhabbet ile..



7 Aralık 2011 Çarşamba

evliliğe doğru..


sonsuz bir huzur ve güvenle örülmüş bir aşkla ötelere yolculuk etmek.. evimizi ve her şeyimizi dünyaya bağlanma sebebi olmaktan çıkarıp, yolculuğumuzun bir parçası olmaktan öteye geçirmemek.. ve O'nun nihai rızasına ulaşmak için hayatı birlikte okumak, yoldaki işaretleri farketmek..

takriben 4 yıl önce onun için aldığım ilk doğum günü kartında bu hislerimi yansıtmaya çalışmıştım.. şimdi tam 4 ay kaldı, yolculuğa aynı çatı altında yan yana devam etmeye.. isteklerim, hissettiklerim halen aynıyken şimdi çok, çok daha yoğun.. içim şükranla dolu, yüreğim heyecan.. onun sevgisi bana her daim öteleri hatırlatan ve bu dünyayı bir nevi cennete dönüştüren muhteşem bir güzellik.. ve ben bunu hak edecek ne yaptığımı merak ederken, hamd, şükür ve duayı gönlümden ve dilimden eksik etmemeye çalışıyorum..

siz de bizden duanızı eksik etmeyin, olur mu?

muhabbet ile..

21 Kasım 2011 Pazartesi

creme brulee trüfü..

güya alkol kullanmıyoruz ama ne gariptir ki kokusundan, tadından tanıyoruz kendisini.. keşke hiç tanımasam koklamasam, karşılaşmasam ama Almanya'da yaşıyorsanız eğer hiç ummadığınız yerlerden karşınıza çıkabiliyor işte..

örneğin:

Creme Brulee'yi ne kadar sevdiğimi daha önce şurada yazmıştım.. (orada bu harika tatlıyı hazır aldığımdan bahsetmiştim, artık kendim de yapıyorum :) bir ara inşaallah tarifini de eklerim..) işte benim creme brulee hayranlığımı bilen sevgili nişanlım geçen hafta gittiği Berlin'den, ünlü bir çikolata evinden Creme Brulee trüfü getirdi bana.. Oğuz her gittiği yerden bana hediye getirir ama ben buna hala alışamadım.. bana birşey getirme ihtimalini tamamen unutur, dolayısıyla hediyelerine de çok fazla sevinirim.. bu hediyesine de öncelikle sırf hediye olduğu için çok sevindim.. zira creme brulee'yle bir alakası olduğunu hiç anlamamıştım :) sonra bilmece bulmaca faslına geçip epeyce gülüştükten sonra yine ben tahmin edemediğimden kendisi söylemek zorunda kaldı ne olduğunu.. tabii creme brulee'yi duyunca sevincim bi on kat filan artmiş oldu :)


hemen açıp bi tanesini tam ağzıma atacakken farklı bir koku aldım gibi geldi ve duraksadım.. 'alırken içinde bir şey var mı diye sordun mu?' diye sordum.. şimdi gülmeyin lütfen ama, içinde elbette bir değil bir sürü şey var, ama almanya'daki türkler arasında o 'bir şey' bu durumlarda sakıncalı madde anlamında kullanılır :) o da elbette sormamış, çünkü creme brulee normalde alkolsüz, jelatinsiz halis mulis helal bir tatlı.. sonra ona koklattım, o da emin olamadı.. ben de birden -nerden bulduysam o cesareti?- bir ısırık attım.. ve çok kesif bir tat aldım.. bildiğim creme brule'yle alakası yoktu.. burnuma güvenmeyip ısırık attığıma bin pişman, içinde alkol bulunduğuna kesin kanaat getirdim.. yine de bir ümit diyerek aldığı yere  telefon edip sordum, ama maalesef içinde alkol varmış, hem de konyakmış, hem de bilmem ne çeşidiymiş.. hem de güzelim brulee'nin tadını berbat etmiş.. ve hem benim en çok da Oğuz'un sevincini kursağında bırakmış.. bu post'un sonu da bol 'hem'li bir masal finali gibi olmuş :)

böyle kötü sürprizler hepimizden uzak olsun inşaallah,
muhabbet ile..

5 Kasım 2011 Cumartesi

'Island Mohn'u beklerken..

2-3 hafta sürecek olan bekleyiş bugün başladı.. Oğuz'un beni çok mutlu eden, şaşırtan ve de heyecanlandıran doğum günü hediyelerinden biri olan Island Mohn'u (gelincikgillerden bir çiçekmiş, vikipedi öyle diyor;)) bugün nihayet ekebildim.. her hangi bir yanlış yapmamak için çok özendim çok titizlendim.. bunun sonucu olarak iki ayrı saksı değiştirdim.. ilk olarak fotoğraftaki cici mi cici kuşlu saksıya ektim..


 toprak seviyesi yarıda kalınca, daha küçük bir saksıya transfer ettim.. hatta güzelce suladım, yerine de yerleştirdim.. çok özendiğiniz şeylerde illa bir yanlış yaparsınız ya, paketin arkasındaki yazıyı tekrar okuyunca aslında yine paketin içine ekmem gerektiğini anladım.. tekrar bir değişilik yaptım ve tohumlar paketin içine yani 'pocket garden' a ekilmiş oldu..



ve 'pocket garden'ın pencere önünde orkidemizin altındaki yerini almasıyla, beni de bir endişe aldı.. ya o kadar aktarma esnasında tohumlar zarar gördüyse, dağıldıysa, ya büyümezse.. zaten heyecanla bekleyecektim, şimdi buna bir de kaygı eklendi..

çiçekleri seviyorum.. hele de böyle bomboş (görünen) toprağı bekleyip oradan hayata uyanan böylesi güzel bir çiçeği beklemek beni gerçekten heyecanlandırıyor.. inşaallah bir aksilik olmaz da burada çiçeğimin fotoğraflarını da paylaşabilirim :)

muhabbet ile..

5 hafta sonra gelen edit: olmadi, maalesef beceremedim :(

3 Kasım 2011 Perşembe

kapı sesi..

bugün daha fazla anahtarla açılan dış kapı sesi duymak istemiyorum.. babam geliyor zannediyorum :(

bu aralar ben..


.. söyleyecegim cok sey olan, ama yazasim pek gelmeyen bir haldeyim yine.. hos böyle basladigim bir yazidan ne hayir gelir, onu da bilemem ama unutmak istemiyorum bazi seyleri, belki de o yüzden zorluyorum bu kadar kendimi..

.. unutmak istemiyorum mesela Uniday'11 de konusan Prof. Dr. Salim Al- Hassani'nin

Input = Iman
Output = Amel-i Salih
Efficience = Output / Input


formülünü, ve bugünlerde ne kadar kayda deger isler yaptigimi bu formülü kullanarak hesap etmeye calistigimi..
en basit görünen bir isi bile, bakis acini ve niyetini degistirerek Amel-i Salih'e cevirebilecegimi..

.. unutmak istemiyorum yanimiza kar olarak sadece bu niyetlerimizin ve eylemlerimizin kalacagini..

.. unutmak istemiyorum Senai Demirci'nin Canla Bagisla kitabini okurken hissettiklerimi, düsündüklerimi.. vermeye ne kadar muhtac oldugumuzu.. köstebek misali, öbür dünyayi görmeden, ihtiyacini hesap etmeden habire yigmanin nasil bir hüsran oldugunu.. muhtaclari düsünmeye, benim muhtac oldugumu..

.. unutmak istemiyorum azra bebegi.. yunusu.. yunusun gözlerini.. kurtarildiktan sonra söylediklerini.. kac kez 'merak etme yunus, kizmayacak baban sana' dedigimi..

.. unutmak istemiyorum insan görünen varliklarin hissettikleriyle ve bunu disavurduklari sözleriyle, nasil insandan baska herseye dönüsebildiklerini.. vicdansizligin bizi öfkelendirdigi kadar, nasipsizligin en agiri ve en acinasi hallerden biri oldugunu..

.. ve tabii unutmak istemiyorum beni mutlu eden seyleri de..

.. mesela unutmak istemiyorum bir gün olan dogum günümün neredeyse bir haftaya uzadigini.. telefonlar, hediyeler, ziyaretler, sürprizlerle özellikle sevdiğimin ve bunun yanı sıra sevdiklerimin beni bir kez daha ne kadar mutlu ettigini..

.. sevgili kayinpederimin, telefondaki heyecanli sesini ve dügün yemeginin menüsü konusunda nasil fikrimi aldigini.. hatta önden bilgilenmek icin kizilay'da gelinlik magazalarina bile baktigini..

...................................

diye yazmışım neredeyse bir hafta önce, ama yazıyı tam olarak bitiremediğimden yayınlanmadan kalmış taslak olarak.. beni mutlu edenler listesine eklenecek daha çok şey var ama, şimdilik bu yazı böyle yayınlasın.. diğerleri ayrı bir post halinde düşer bu sayfalara inşaallah :)

muhabbet ile..

5 Ekim 2011 Çarşamba

yeniden merhaba ve annemden bir inci daha :)

tam bir yıl önce ilk defa merhaba demişken, bu sefer uzun bir aradan sonra yeniden merhaba diyorum.. ara verenler çok iyi bilirler ki, aradan sonra kelimeler unutulur, klavyede harfler bulunamaz gibi olur :) işte ben de bu yüzden lafı fazla uzatmadan kaldığım yerden devam etmek istiyorum.. yani annemden :)

benim annem bir de aşağıdaki fotoğrafa bakar ve anında :'püsküllerini düzeltseydin ya şunun' der :) bizim kahkamızdan sonra da ekler :'ama doğal dursun diye de mi?'

bense çektiğim bu fotoğrafın profil fotoğrafı olarak kullanıldığını görüp mutlu mesut dolaşırım.. evet bu duruma sinirlenemiycek kadar acemiyim halen :)





muhabbetlerimle :)



13 Temmuz 2011 Çarşamba

annemden inciler II


hazır söz annemden açılmışken, ondan biraz daha bahsetmek istiyorum :)

benim annem,

ameliyat olan dizinden ötürü sergilediği temkinli davranışların sebebini soranlara 'dizimi idareli kullanıyorum' der..

'filancanın bebeği olmuş.' dedikten sonra, 'cinsiyeti neymiş?' sorusuna, ' ya kııız, ya erkek ya, tam hatırlıyamıyorum şimdi' gibi ufkumuzu genişletici bir cevap verir.

telefonu açar ve 'kim o?' der..

gece vakti kullanmak üzere bindiği arabanın gaz ve fren pedalini göremediğinden şikayet eder..

yine aynı araba otobüse doğru çarpmak üzere ilerlerken, tamamen ileri görüşlülüğünden kaynaklanan bir otomatik direksiyon beklentisiyle, 'niye dönmüyor bu araba?' diyerek şaşırır..

yukarıda bahsettiklerimden göreceğiniz üzere, ehliyet almak gibi bir mucize de gerçekleştirebilir.

evet annem bütün bunları yapar ve söyler.. ve bu esnada öyle tatlı olur ki anlatılmaz yaşanır :) kimseye zararı dokunmaz onun.. 'melek gibi' olmakla bilinir.. o bitanedir.. candır.. ve ben onu gerçekten çok özlemişim :) öyle ki bir kaç saat önce üniversite hayatımın son sınavından çıktığım halde, yine annemden bahsetmek istedim bu kaydımda :) Allah'ım bana, ona layık evlat olmayı nasip etsin..

annemden inciler..

  • bavulunu bagaja verirken, ağırlığı 23 kg çıkınca, '3 kg fazla, boşaltmanız lazım' diyen kadına, 'başkaları birşey demiyo ya, sen niye diyon?' diyen kişi annemdir..
  • namaz vaktini 'şimdi yatsı oldu mu gene?' diye soran kişi de annemin ta kedisidir..
  • 'şimdi bu şike nasıl oluyor? bana bir açıklama yap' diyerek, kafasındaki fena halde karışık soru işaretlerini silmek için kızından açıklama talebinde bulunan kişi de yine formunun zirvesinde olan annemdir..
  • ve sabahtan beri buna benzer inciler saçan kişi, iki aydır türkiyede olan annemdir..
geldin de, ne iyi ettin annem.. eve tebessüm geldi :)

30 Haziran 2011 Perşembe

10.. 10.. 10.. :)

dün gece onuncu yeğenim de aramıza katıldı :))
bir nefes daha alındı ve bir hayat daha başladı yeryüzünde..
eğer çok büyük bir sürpriz olmazsa, bundan böyle yeğen kadrom da tamamlanmış oldu :) Arda'mıza, Allah'tan hayırlı ve insanlığa faydalı bir ömür diliyorum.. kim bilir ne güzellikler katacak hayatımıza :) hoş geldi, safalar getirdi :))

29 Haziran 2011 Çarşamba

veda..



dün onu ugurladim ve trenin ardindan öylece bakakaldim.. artik burda yok.. artik marburg onsuz.. tanistigimiz ve üc bucuk yilimizi geciridigimiz sehir bundan böyle eksik..  ayaklarim bundan böyle geri geri gidecek buraya gelirken, cünkü ucunda günümü aydinlatacak kisi burda yok..

bir dönem kapandi artik bizim icin.. marburg defteri dürüldü.. artik bize özlem düstü.. okul bitene kadar ve okul bittikten sonra  ben sadece is icin gelip geri dönücem.. arada dostlarla bulusuruz elbet ama, cok yakinda onlar da dagilacak.. hayat her birimizin rotasini yavas yavas belirginlestirmekte, her birimiz baska diyarlara adim adim sürüklenmekteyiz..

hayat böyle.. gidenler.. kalanlar.. vedalar.. kucaklasmalar..
her birinde Rabbim elimizi birakmasin, bizim yeise düsmemize izin vermesin..
mutlulugu da, hasreti de hakkiyla yasamayi nasip etsin..
ve önümüzdeki 10 ayin cabucak gecip gidivermesini nasip etsin..

amin..

19 Haziran 2011 Pazar

bu da kıskanmanın faydaları..

geçen perşembe öyle bir şey yaşadım ki, eve varana kadar pek tuhaf bir halde sırıtıyor idim :) ne mi oldu? şimdi şöyle anlatayım: pek değerli welliron çarşamba gecesi sayfasında kitap okumamanın faydaları diye bir yazı yazmış.. şahsen çok beğendim, velakin fena halde de kıskandım, hatta bunu gizlemeyip yorumumda da paylaştım.. welliron yazısında camide 1€'ya satılan kitaplardan bahsetmişti.. kitaplar da öyle alelade kitaplar değil hani.. ali bulaç, ismet özel, imam gazali peyami safa vs. ve aldığı yedi kitaba sadece 7€ vermiş.. şimdi en az 30€'yu gözden çıkarması gereken kitapları bu kadar ucuza kapattığını gören ben ne yapsın? elbette kıskanır.. ama nasıl kıskanmaksa artık, Rabbim merhamet etmiş olacak ki, ertesi gün hiç aklımda yokken bizim buralardaki camiye yolum düşünce, kendimi, elimde 7€ verdiğim 7 kitapla eve giderken buldum ;) 1€'ya kitaplar, hem de camiden, hem de tam yedi tane.. tevafuğun bu kadarı!

bir de bakalım neler almışım, daha doğrusu neler kapışmışım, çünkü o halimi karşılayan tek kelime bu sanırım :)


1. Safahat - Mehmet Akif Ersoy
2. Bilinç ve Eşekleştirilme - Ali Şeriati
3.İslam Toplumuna Doğru - Seyyid Kutub
4. Seyyid Kutub Külliyatı - Risalet ve Peygamberlerin Mücadelesi
5. İnsanın Özgürlük Arayışı - Ali Bulaç
6. İslamiyette İtikadî Mezheplerin Doğuşu - Yaşar Kutluay
7. Dost Kazanmak ve İnsanları Etkileme Sanatı - Dale Carnegie

bu sonuncusunu da  kitaplarım arasındaki çirkin ördek ilan ettim :) zira o tarz kitapları okumayı hiç sevmiyorum aslında.. ancak kitapları inceleyerek almaktan ziyade alelacele kapıştığımdan girivermiş aldıklarımın arasına.. sadece yazarın ismini okumuş ve onu da başka bir yazarla karıştırmış olduğumdan oldu sanırım.. neyse yine de bu kitaba bir şans verir miyim görücez ilerleyen zamanlarda..




 sanırım alabileceğim daha da kitap vardı, fakat beni eniştem almaya geldiğinden daha fazla karıştıramadım.. yarın filan uğrayıp batan geminin mallarından biraz daha istifade etmek lazım:)

muhabbet ile..

not: aşağıdaki eseri tanıyan yok demek :(

12 Haziran 2011 Pazar

kabus..

bu gece rüyamda düğünümden bir gün öncesini gördüm.. saat akşamın yedisi ve ben daha gelin ayakkabımı almamışım.. alelacele hazırlanıp ayakkabı almaya giderken aynaya gözüm ilişiyor ve düğüne kadar vermek istediğim kiloları veremediğimi görüyorum.. gelinliğin bana hiç yakışmayacağını düşünüp hatta düşünmekle kalmayıp kendi kendime söylenip,  fena halde iç geçiriyorum.. Allah'ım bu bir kabus değil de nedir :((

sanırım rüyamı epeyce ciddiye almam lazım.. çünkü düğüne 10 ay var ama, ortada düğün hazırlığı adına hiç birşey yok.. kilolarımsa aynen olduğu gibi durmakta.. Allah'ım kabus, kabus olarak kalsın ve lütfen ama lütfen gerçek olmasın..

30 Mayıs 2011 Pazartesi

cherryblossom ve sunuculuk deneyimi :)

hani bahsetmiştim ya kocaman bir programda sunuculuk yapacağımdan.. o program şu programdı.. cumartesi günü atlattık çok şükür.. inanılmazdı.. muhteşemdi.. çok büyüleyiciydi.. nereden başlasam nasıl anlatsam bilemiyorum.. sadece iyi ki kabul etmişim, o muhteşem atmosferi yaşamışım diyorum..

heyecan had safhadaydı.. çok komik şeyler de oldu :) çok duygusal anlar da yaşandı.. yani imkanı yok anlatamam o 7 saatlik program esnadında neler yaşadığımı.. ama en çok sevindiğim, bana güvenen insanların yüzündeki memnuniyet ifadesiydi.. sadece yüzleriyle de ifade etmekle yetinmediler, sık sık dile de getirdiler..

en mutlu olduğum şeylerden biri de, program esnasında benim bölgemden gelen gençlerin bana tezahürat yapmaları.. 'İşte Hessen, işte Sunucu' ilkiydi :) ikincisi ise, 'Hessen seninle gurur duyuyor' :) o kadar komikdi ki bu ikinici tezahüratın bana yapıldığını anlamadım önce, susmalarını beklerken, birden dediklerini anladım.. o şaşkınlıkla 'aaa bana mı diyosunuz?' deyivermişim.. bütün salonla birlikte gülmekten koptuk.. ben şaşkınlıktan sevinçten neler dediğimi hiç bilmiyorum tabii.. sonra gündeme geçişi 'neysse' kelimesiyle yapınca bir kahkaha daha kopuverdi :) bu sayede akıllarda 'doğal ve sempatik sunucu' olarak kaldım :)))

bu program sayesinde muhteşem insanlarla tanıştım.. misafir olduğum yerde el üstünde tutuldum -sunucu olduğum için değil tabii, misafir olmam yeterliydi bunun için :)- gezdim dolaştım..

ah herşey öyle harikaydı ki tarif edemem.. Allah'a ne kadar sükretsek az.. programdan bir iki fotoğraf koyup bitireyim yazıyı, yoksa anlat anlat bitmezzz :)

sonradan eklenen not: 2000 kişilik bir programdı, gençler sığamadı salona ;)