düşündüklerim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
düşündüklerim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Ocak 2011 Cuma

'Ey insan nedir seni lütuf sahibi Rabbinden uzaklastiran?' demis ve birakmisim neredeyse bir hafta önce.. bu bir hafta boyunca bu soruyu düsünmeye calistim.. cevaplar aradim kendimce.. 'nefs, seytan ve dünya zevkleri' kaynak tabii ki.. ama bu tuzaklara düsmemek icin daha somut seyler de bilmek gerekiyor.. bu tuzaklar hangi kiliklarda karsimiza cikiyor? cünkü öyle görünmezler ki, bu soruyu düsünürken bile alip seni götürüyor baska yerlere..

genclik calismalarinda bulunmaya calistigimi yazmistim profilime, bu calismalara yönelik bir egitim kursuna katiliyorum.. her gidisimizde 'nefis terbiyesi ve kisisel gelisime' yönelik ödevler aliyoruz.. bir sonraki ay bu ödevleri degerlendiriyoruz.. bir seferinde ödevlerden biri '5 dakika boyunca dogayi izleyerek Allah' i tefekkür et' ti.. bir sonraki ay bu konuyu konustugumuzda herkes, ve istisnasiz herkes bu 5 dakikayi doldurmakta ne kadar zorlandigindan bahsetmisti.. düsünebiliyor musunuz sadece 5 dakika.. internette dolasirken, tv veya film izlerken, sevdiklerimizle vakit gecirirken saatlerin nasil gecitigini anlamazken, 5 dakikayi 'yaradanimiz' a odaklanarak O'nu düsünerek geciremiyorduk.. birden bambaska düsüncelere uyaniyorduk ve daha sürenin dolmadigini farkediyorduk.. dünya ki sarmis her yanimizi.. koca koca billboardlarla 'zihnin bos kalmasin' diye haykiriyor sokaklar.. her yerde insani, önce kendinden sonra da Rabbinden uzaklastiran tuzaklar.. Rabbimiz ki en büyük lütuf sahibi.. hissetigimiz tüm hazlari yasatan.. anbean bizi ikramlariyla donatan.. agrimayan her yanimizi, mutlulukla gecen her animizi borclu oldugumuz makam..

öyle bir soru ki herkesin kendisine sormasi, ve yine kendi cevabini bulmasi gerekir.. tabii eger oyuncaklarla oyalanarak ömür tüketmek istemiyorsak..

cumaniz mübarek olsun..
muhabbet ile efendim..

16 Aralık 2010 Perşembe

kalbin kilitleri..


Kilitler türlü türlüdür. Dünya sevgisi, dünyayi ahiretten üstün tutmak bir kilittir. Ölümü unutmak bir kilittir. Kur'an'i terk etmek bir kilittir.. Allah'i az zikretmek bir kilittir. Nefis muhasebesi hususunda zayif davranmak bir kilittir. Sadaka vermeyi terk etmek bir kilittir. Bildigiyle amel etmemek bir kilittir. Gaflet ehliyle cokca oturup kalkmak bir kilittir. Vakti yararsiz islerde harcamak bir kilittir. Farzlari eda etmemek bir kilittir. Baskalarina zulmetmek bir kilittir. Nafile ibedetlerini yerine getirmeyi aliskanlik haline getirmemis olmak bir kilittir. Bütün günahlar birer kilittirler. Kilitler türlü türlüdür. Sekil ve hacimleri farklidir. ama hapsi de ayni islevi görür.

'Kalbin Allah'in sözlerini düsünüp anlamasini engellemek..'

diyor Abdülhamid Bilali 'Davetcinin Egitmi ve Ahlaki' kitabinda..

ruhsuz namazlarimizin, 2 dakikada yerini dünya düsüncelerine birakan tefekkürlerimizin, hic üzerimize alinmadigimiz Kur'an okumalarimizin carpici bir aciklamasi degil midir bu?

merak ediyorum isittigimiz bir hakikat kac kilidi asarak kalbimize ulasabilir? ya da kacinci kilitte tökezleyip kalir yari yolda?

ve herseyden önemlisi kilit üstüne kilit vurdugumuz bu kalbi kurtarmak icin bir isik var mi acaba?

30 Kasım 2010 Salı

karanliga sebep..



yapamamak bir mumun yaptigini..
yanamamak aydinlanmak icin..
azalamamak aydinlatmak icin..

24 Kasım 2010 Çarşamba

Kayıp Gül - Serdar Özkan

okuduğum kitaplarla ilgili düsüncelerimi paylasmayi seviyorum.. hakkında yazdığım zaman bir kitabı kolay kolay unutmuyorum.. sanki kitabın bana kattıkları, düşündürdükleri daha bir oturuyor zihnimde.. blog'a yazmanın güzel tarafı ise paylaşım tabii ki.. aynı konuda belki farklı yorumlar duymak, görmediğimin gösterilmesi güzel bir şey..

şu an hakkında yazmak istediğim kitap, yanda gördüğünüz üzere 'Kayıp Gül'.. bir arkadaşımın rafında görüp kapağının cazibesine kapılmıştım ( o kitapta yan taraftakindeki gibi beyaz bir blok yok).. her ne kadar 'uluslararası bestseller' ifadesine şüpheci baktıysam da bir okumak lazım diyerek ödünç aldım.. kapaktan ve 'bestseller' ifadesinden sonra dikkati cekense kitabın arkasına, önüne yani müsait görülen her yere beklentiyi yükselten bir sürü olumlu yorum yazılmış olmasi.. almanya'daki kitaplarda bu yillardir yapiliyor.. arka kapakta 2-3 lafina sözüne itibar edilen kisi veya gazete-derginin olumlu eletirisine yer veriliyor.. ama abartmayi seven bizim milletimiz bu konuda da vurmakla kalmayip öldürüyor.. 2-3 sayfa övgü dolu sözler, hepsini pespese okuyunca zannedersiniz ki dünyanin en önemli kitabini elinizde tutuyorsunuz.. daha önce okudugum 'Bir Gün' isimli kitaptada bu böyleydi, 'Kayip Gül'de de öyle.. haliyle bu kadar övgü dolu sözlerden sonra sizin de beklentiniz yükseliyor.. ve maalesef cok satsin diye yerlestirilen onca övücü yorumlardan sebep, sonuc hayal kirikligi oluyor.. bu yüzden sevgili yayinevleri, illa ki yapacaksaniz bu isi bir iki degerli yoruma yer verin yeter, gerisini okuyucuya birakin lütfen!!

gelelim kitap hakkinda söylemek istediklerime.. kayip gül, akici bir üslupla yazilmis ve cabucak bitiyor.. kitapta cevresinin etkisinde kalan ve zamanla artik kendini kendisi yapanin cevresi ve popülaritesi olduguna inanan ve onlarin beklentilerine göre yasamaya baslayan bir genc kizin 'kendini bulma' süreci anlatiliyor.. bu sürecte en büyük rolü annesi oynarken, gül bahcesine yolculuk ve dinledigi hikayeler de bu yolculuguna ivme kazandiriyor..

Kayip Gül'ü kiyaslandigi kitaplarin (Kücük Prens ve Simyaci'nin) cizgisinde ve hatta onlarin etkisinde diye nitelendirebiliriz.. ama onlarla boy ölcüsecek bir yetkinlige sahip oldugunu düsünmüyorum.. evet konusu güzel, güzel bir hikaye icinde de anlatilmis verilmek istenen mesaj.. ama yeterince ustaca islenememis.. birazdan paylasacagim güzel cümleler ve ifadeler mevcut olsa da, daha carpici ve vurucu olmaliydi 'kendini bulan' bir insanin öyküsü.. bu yönüyle beklentisi ve citasi yüksek okuyucuyu tatmin etmeye yetmedigini düsünüyorum ve kitap hakkindaki okudugum diger yorumlardan da bunu cikariyorum.. ama cok fazla okumayan, belki okumaya yeni baslayanlar begenerek okuyabilir.. hatta onlara tavsiye edilir..

kitap bana ait olmadiginda altini cizemedigim bir kac cümeyi de paylasmak isterim buradan :)

* kendini özel hissetmek icin ihtiyacin olan tek sey kendinsin.

* (pervanenin) isiga dogru telasla kanat cirpmasi, onu cepecevre kusatan losluga bir isyandi sanki. belirsizlige isyandi. isikta eriyip gitmeyi bir ömür boyu karanlikta ucmaya tercih etmisti o.
  

* görmek icin sadece gözlerimi kullansaydim, kaybolurdum karanlik dünyanizda.
 
* resim yapiyordum zaten, sorun zamansizlik degildi. sorun yaptigim her yeni resmin bir öncekini aratiyor olmasiydi. sonucta, ben de her ressam gibi, tuvale icimi boyuyorum. bu boyanin her gecen gün solgunlastigini fark etmeye baslamistim. eski renklerim icin ayrilmak zorundaydim kisacasi.


* "sonunda kendimden baska bir sey icin sevilerek cezalandirilmak istemiyorum"
   "ne? kim kimi neden seviyor ve kimi cezalandiriyor?"
   "eger benden harvard'da okudugum icin hoslanacaksa, hic hoslanmasin daha iyi. ben egitimim   

    degilim cünkü. zekam degilim, iliskilerim degilim, isim degilim. bunlarin toplami da degilim."
   "kim oldugunu biliyor musun peki?"
  "ben sadece.. ben sadece benim."

* kimi insanlar tanri'nin gündelik meselelerimizle ilgilenmeyecek kadar büyük ve yüce olduguna inanirlar. oysa O büyük ve yüce oldugu icin bizim en kücük meselelerimizle dahi ilgilenir.


bir kitap degerlendirmemin daha sonuna geldigim bu yazida türkce karakterler kullanamadigimdan dolayi özür diliyorum.. maalesef laptobumun kablosu bozuldu ve artik acamiyorum.. onun bir hal caresine bakana kadar üniversiteden giricem internete.. burdaki ayarlari düzeltebilirsem belki  yine türkce karakter kullanabilirim.. bakalim, olur insaallah :)

mutlu günler efendim :)

not: coskunsel'im bu kitaptaki alintilar da bana geri pasladigin mime cevap olsun :)))

not2: bu kitap icin sevgili deryamisal'in kitap fotograflarindan esinlenip, hatta  "aaa, benim de elimde güzelim makinam var neden internetteki basmakalip fotolari kullaniyorum ki" deyip, annemin "ne yapiyorsun seeennn??" bakislari altinda kitabin etrafinda dört dönerek bir kac kare cekmistim.. ama hepsi acamadigim laptobumda ve de bulamadigim flash bellegimde kaldi :( yani ben yine netteki basmakalip fotolara kaldim :( insaallah bir daha ki sefere kendi fotograflarimla..

10 Kasım 2010 Çarşamba

yolculara..

 İki dünya huzuru için eller havaya!

Bir koridorda yürüyorsun. Böyle geniş, uzun bir koridor. İki yanında bir sürü kapı var ama senin rota belli, dümdüz ilerleyeceksin. Amma ve lakin kapılar öyle bir süslü, öyle albenili ki bakıp geçemiyorsun. Birini deneyeyim deyip dalıyorsun içeri. Veee eğlence, şamata, gırgır. Düz bir koridorda yürümekten daha güzelmiş valla! Ama yürümen de şart, n'apacaksın? Her ikisini de yaparım diyorsun. Kapıları tek tek açar, bakar, dener, sonra yoluma devam ederim. Ama zaman geçiyor ve sen olman gereken noktanın çok gerisinde bitiriyorsun sana verilen süreyi. Ya evet, süre sınırı da varmış meğer!

Şimdi insansan o kapılardan bazılarını deneyeceksin yol boyunca. Merak sırf kedilere özgü bi özellik değil malum. O vakit, gözlerini kapayıp yoluna devam edenleri kutluyor, benim gibi kapıların cazibesine kolayca kapılanları ise bir durup düşünmeye davet ediyorum. Yada ben düşündüm, siz sadece dinleyip kafa sallayın:


Pek sevgili kader arkadaşlarım! Bazı kapıları denememiz lazım, yoksa "yürümüyorum be!" deyip olduğumuz yere çökmemiz an meselesi! (Ki biz buna isyan diyoruz liti-lütü'de.) Kapıyı yoklarsak açıyoruz, onu anladık! E tamamen ortadan da kaldıramıyoruz. O halde yaldızı bol, değeri düşük olanların; duvarı balyozla kırılmak suretiyle illegal yoldan açılmış olanların; ve de içinde faydalı bir tek tuğlası olmayanların çarşamba pazarından alınmış pazen perdelerle örtülmesini teklif ediyorum. Kabul edenler? Ben! Kabul edilmiştir.


sevgili derya'nin deryamisal isimli blog'undan alintidir..

gercekten cok ama cok begendim.. cok güzel bir benzetme ve özet olmus.. bir tek ekleme yapmak istiyorum sadece..

sükür ki bizler düz bir koridorda yürümüyoruz benzetmeden farkli olarak.. cünkü aslinda bizim yürüdügümüz yol, düz bir koridora kiyasla ne güzelliklerle, ne derinliklerle dolu görmek isteyene..  sıkıcı degil bizim yolumuz.. hatta bu yolun lezzetini duyana zamanla kapilarin ardindaki eglenceler bile daha az cazip görünmeye baslar.. cünkü yolun sonundaki güzelliklerin numuneleridir onlar yalnizca..

ah deryacim, tekrar söylüyorum gercekten cok begendim yazini.. bu aralar sık sık aklima gelen bir konuydu bu.. yazmak istesem senin kadar güzel yazamazdim.. o yüzden sayfama eklemek istedim.. insaallah sorun yoktur senin acindan (sana ulasmak icin elimde bir irtibat bilgin olmadigindan yayinlamadan soramadim)..

yaziyi sayfasinda okumak icin :

http://deryamisal.blogspot.com/2010/09/iki-dunya-huzuru-icin-eller-havaya.html

muhabbet ile efendim..

31 Ekim 2010 Pazar

halloween vs. bizim bayramlar..

halloween, yani cadılar bayramı son senelerde popülaritesi gittikçe artan ve eğlence amaçlı kutlanan bir bayram.. sembolü şeytani suratlı bir kabak.. sembolünden de anlaşılacağı üzere korku teması işleniyor ve ürkütücü şakalar yapılıyor.. tabi bu bayramı en cazip kılan unsurlardan biri de şüphesiz kostüm giymek..



aslında halloween dini bir bayram değil ve hatta dindar hritiyanların kutlanmasına karşı olduğu bir bayram.. yine de bu başlığı atmamın sebebi ise halloweende de  çocukların tıpkı bizim bayramlarımızda olduğu gibi kapı kapı gezip şeker vb. şeyler toplaması..



ama bir farkla -ki işte burda farkımızı gerçekten ortaya koyuyoruz-.. eğer onlara ikram edecek şeyleriniz yoksa bunun cezasını çekmek durumundasınız.. çocukların sizler için hazırlamış oldukları kötü bir sürprize hiç de şaşırmamanız gerekir.. bu cama yumurta atmak, ayakkabı saklamak gibi bir şekilde olabilir.. sadece ikramda bulunumamak değil kapıyı açmamış olmak da benzer bir cezaya layık görülüyor..

aslında bir fark daha var.. onu da şu örnekle açıklayım: bu yaz türkiye'den gelen yeğenlerimle birlikte tv izliyoruz.. küçüklerden dolayı almanca çizgi film açık.. filmin konusu halloween ve çocuklar kapı kapı geziyor.. her kapı açıldığında çocuklar direk 'süßes oder saures' diyorlar.. bu o kadar çok tekrarlandı ki bizim türkiyeli yeğenlerin ne anladığını merak ettim.. 'süßes oder saures' ın ne oldugunu anladınız mı diye sordum.. verdikleri cevap 'bayramınız mübarek olsun gibi birşey heralde' :)) çok gülmüştüm.. işte buyuz biz dedim.. herkesi de kendimiz gibi zannediyoruz.. sonra da ekledim: 'şekerli ya da ekşi bir şey' demek o.. yani kapı açılır açılmaz çocuklar ne istediklerini söylüyorlar, selam sabah yok :) bi de istediklerini veremezsen ne ala :)) 

bi de düşünün bizim bayramları bizim çocukları.. kapıyı açtığınızda mahcup bir tebessümle bayramımızı tebrik etmeler.. ne verirsek memnun kalmalar.. hoş çıktıklarında sayıp paralarını filan yarıştırıyorlar ama en azından bizlere karşı saygılılar :))

benimki de iş canım ne idüğü belirsiz, dini olmayan bir bayramı,  bizim köklü ve nezih bayramlarımızla kıyaslıyorum.. ama çocukların gezip şeker toplaması olayı aynı olunca aradaki farkı çok manidar buldum.. sırf eğlence olsun diye çocuklara öğretilen edepsizliğe ve saygısızlığa üzüldüm..


not: fotoğraflar geçen yıl gittiğimiz europapark eğlence parkından.. halloween zamanı olduğundan her yer kabak ve korku temalıydı.. 

29 Ekim 2010 Cuma

İslam'da Evlilik ve Aile Hayatı - İmam Gazali

elimdeki bu kitabı okuyup bitireli epeyce bir süre oldu ama hakkında yazmaya ancak fırsat bulabiliyorum..

herşeyden önce şaşkınım.. çünkü ben imam-hatip lisesi mezunuyum, ve aslına bakarsanız şimdiye kadar hayatmın her döneminde dini mevzularla içiçe oldum.. buna rağmen kitabı okurken, İmam Gazali gibi büyük bir İslam aliminin yazdığı bu eserin kimi kısımlarına o kadar yabancı hissettim ki kendimi, sorgulamak zorunda kaldım birçok şeyi..

evliliğe fazilet ve ibadet penceresinden bakan zatlar, ölüm döşeğinde dahi olsa rablerinin huzuruna nikahsız gitmemek için nikahlanmak isteyecek olan Allah dostları ve daha bir kaç şey.. aklım almıyor.. kendime bakıyorum, onlara bakıyorum.. dağlar ne ki arada evrenler kadar fark var neredeyse..

algımız, bakış açımız ne kadar da değişmiş diye düşünüyorum.. tamam alim zatlar gibi yaşayamayız elbette, ama yaptıklarını duyunca garip de gelmemeli insana.. takdir ve hayranlık hisleriyle bakabilmeli, şaşırmamalıyız.. ama belki de sadece bende böyle olmuştur.. belki sadece benim bakış açımda bir zayıflık var.. belki başka okuyucular hiç şaşırmamıştır okurken.. bilmiyorum..

kitabı yine de tavsiye ediyorum tabii ki.. ama tek başına yeterli bilgi vermiyor.. daha güncel ve daha geniş kapsamlı kitapları da okumak lazım.. ben de tavsiyelere açığım bu konuda.. önerilerinizi okumaktan memnuniyet duyarım.. 

muhabbet ile efendim..

15 Ekim 2010 Cuma

önyargı..

bugün berlin'e gidecek olan nişanlımı uğurlamak için yanına gidecektim.. trene binmeden hemen önce yaşadığım bir şeyden dolayı kafam çok meşguldü.. trene bindim ve evlerine giden askerlerden dolayı oldukça dolu olan trende boş bir yer aramadan,  bir bayanın bulunduğu  dörtlüye oturdum.. normalde nezaketen 'oturabilir miyim?' diye sorarım, ama kafam meşgul olduğundan direk oturmuşum.. oturmamla bayanın kalkması bir oldu.. ben şaşkın şaşkın bakakaldım arkasından.. önceki yaşadığım olayın da etkisiyle pardesülü ve eşarplı olduğumdan dolayı kalktığını düşündüm.. neler geçmedi ki aklımdan.. 'sözde çağdaş modern zannediyorlar kendilerini.. aslında bağnazın önde gideni böyle yapanlar.. bu ne tahammülsüzlük, bu nasıl insanlık?' vs.

bunları düşünürken bir yandan da kadının ne yaptığını takip ediyorum.. en arka tarafa gitmiş ve boş bir dörtlü bulup oturmuştu.. ilk andaki sinirimin gitmesiyle sakince düşünmeye başladım.. kadın boş bir dörtlü seçmişti kendine.. 'bana karşı bir tahammülsüzlük değil de, yalnız oturmak istiyor olabilir' dedim kendi kendime.. tren bir sonraki durakta durdu ve yeni yolcular bindi.. birisi de bayanın yanına oturdu.. baktım kadın kalkmadı.. yeniden eski düşünceler hücüm edecek gibi oldu zihnime ki, kadının biraz kalkıp aranan bakışlarını farkettim.. heralde boş bir dörtlü var mı diya bakındı, ama tren doluydu  ve kadın oturduğu yerden kalkmadı..

artık kadının sadece rahat etmek için kalktığına kanaat getirmiştim.. kendimden öyle utandım ki.. zaman zaman onların bize karşı gösterdikleri önyargının bir benzerini de biz bu şekilde gösteriyoruz onlara karşı.. onları yabancı ve müslüman düşmanlığıyla itham ederek.. oysa ki öyle zannettiğimiz durumların en az yarısının başka bir açıklaması oluyor kesinlikle..  o kadar çok oluyor ki böyle şeyler okulda, üniversitede bize karşı yapılan hoşumuza gitmeyen bir davranışı hemen onların 'yabancı düşmanlığı' na bağlıyoruz.. ben bu konularda normalde çok itidalliyim.. yani böyle şikayetlerde bulunan arkadaşları dinlediğimde olayın diğer yüzünü de görüp, ortada bir düşmanlığın olmadığını söyleyebiliyorum.. ama bugün aynı hatayı kendim yaptım ve gerçekten çok kızdım kendime..

bunları düşünürken kadının arka kapının yanında ayakta durduğunu farkettim.. az önce oturduğu yere baktım ki dörtlüye iki kişi daha oturmuş ve rahat etmek isteyen kadın, oturmaktansa yolculğuna ayakta durarak devam etmek istemiş..

sonuç olarak bizim önyargılarımızın, onlarınkinden daha masum veya haklı olduğunu kesinlikle düşünmüyorum..  hatta önyargıya oldukça fazla muhatap olan bizlerin aynı hataya düşmesini çok daha üzücü buluyorum..