anılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
anılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Ekim 2010 Pazar

halloween vs. bizim bayramlar..

halloween, yani cadılar bayramı son senelerde popülaritesi gittikçe artan ve eğlence amaçlı kutlanan bir bayram.. sembolü şeytani suratlı bir kabak.. sembolünden de anlaşılacağı üzere korku teması işleniyor ve ürkütücü şakalar yapılıyor.. tabi bu bayramı en cazip kılan unsurlardan biri de şüphesiz kostüm giymek..



aslında halloween dini bir bayram değil ve hatta dindar hritiyanların kutlanmasına karşı olduğu bir bayram.. yine de bu başlığı atmamın sebebi ise halloweende de  çocukların tıpkı bizim bayramlarımızda olduğu gibi kapı kapı gezip şeker vb. şeyler toplaması..



ama bir farkla -ki işte burda farkımızı gerçekten ortaya koyuyoruz-.. eğer onlara ikram edecek şeyleriniz yoksa bunun cezasını çekmek durumundasınız.. çocukların sizler için hazırlamış oldukları kötü bir sürprize hiç de şaşırmamanız gerekir.. bu cama yumurta atmak, ayakkabı saklamak gibi bir şekilde olabilir.. sadece ikramda bulunumamak değil kapıyı açmamış olmak da benzer bir cezaya layık görülüyor..

aslında bir fark daha var.. onu da şu örnekle açıklayım: bu yaz türkiye'den gelen yeğenlerimle birlikte tv izliyoruz.. küçüklerden dolayı almanca çizgi film açık.. filmin konusu halloween ve çocuklar kapı kapı geziyor.. her kapı açıldığında çocuklar direk 'süßes oder saures' diyorlar.. bu o kadar çok tekrarlandı ki bizim türkiyeli yeğenlerin ne anladığını merak ettim.. 'süßes oder saures' ın ne oldugunu anladınız mı diye sordum.. verdikleri cevap 'bayramınız mübarek olsun gibi birşey heralde' :)) çok gülmüştüm.. işte buyuz biz dedim.. herkesi de kendimiz gibi zannediyoruz.. sonra da ekledim: 'şekerli ya da ekşi bir şey' demek o.. yani kapı açılır açılmaz çocuklar ne istediklerini söylüyorlar, selam sabah yok :) bi de istediklerini veremezsen ne ala :)) 

bi de düşünün bizim bayramları bizim çocukları.. kapıyı açtığınızda mahcup bir tebessümle bayramımızı tebrik etmeler.. ne verirsek memnun kalmalar.. hoş çıktıklarında sayıp paralarını filan yarıştırıyorlar ama en azından bizlere karşı saygılılar :))

benimki de iş canım ne idüğü belirsiz, dini olmayan bir bayramı,  bizim köklü ve nezih bayramlarımızla kıyaslıyorum.. ama çocukların gezip şeker toplaması olayı aynı olunca aradaki farkı çok manidar buldum.. sırf eğlence olsun diye çocuklara öğretilen edepsizliğe ve saygısızlığa üzüldüm..


not: fotoğraflar geçen yıl gittiğimiz europapark eğlence parkından.. halloween zamanı olduğundan her yer kabak ve korku temalıydı.. 

23 Ekim 2010 Cumartesi

hediyeler.. hediyeler.. hediyeler..

 bu hafta hediyelerle epey bir içli dışlı olduğumdan biraz bu büyük zevkimden bahsetmek istedim..  dostlukları pekiştiren, yeni dostlukların köprülerini atan yaşanası bir güzellik hediyeleşmek.. alması ayrı bir sevinç, vermesi ise apayrı bir heyecan benim için.. haftanın ilk günü doğum günüm vesilesiyle ben hediyelendim.. sağolsunlar beni düşünenler :) çarşamba günü de ablamın doğum günü olduğundan ben ona hediye aldım ve birbirinden güzel hediyelerini açarken yanında oldum..

hediye aldığında çok mutlu olmak klasik bir şey olsa gerek, farklı bir şey hisseden bir kişinin var olduğunu zannetmiyorum :) birilerine birşeyler hediye etmeyi de herkes sever genelde.. ama onun bir önceki adımı var ki, onu işkence olarak algılayan çok insan var: hediyeyi seçip beğenmek..  işte bu bir çok insana eziyetli gelen, ve hediye almak yerine para vermeye yönlendiren hediyeyi beğenme kısmı, benim için apayrı bir zevk.. alış veriş yapmayı zaten  çok seviyorum.. hele bir de o alış verişi bir başkasını mutlu etmek için yapınca daha  da motive oluyorum:)) ürünlerin birini alıp diğerini bırakmak.. 'acaba hangisini daha çok beğenir?' diye kararsız kalmak.. düşünmek taşınmak.. sahibini kullanırken hayal etmek.. yanımda biri varsa fikrini almak.. ve nihayet karar vermek.. bazen de görür görmez 'işte bu' deyip almak.. 

tabii bir de sonra hediyeyi güzelce paketleme kısmı var ki o hepten keyif verici bir olay.. burda itiraf etmeliyim ki paketleme konusunda nişanlımdan çok şey öğrendim, gerçi o hala kendisi dururken bana pek paketlettirmiyor ama ben onsuz paketlediğim zamanlarda kendimi epey ilerlettim :)

bu aşamadan sonrası da artık hediye sahibinin yüzündeki sevinçli hali izlemek ve onun mutluluğu ile mutlu olmak oluyor :)) 

hem hediyenin özel bir günü de yoktur benim için.. tamamen sıradan günlerde hediye  vermeyi de çok severim.. aklıma gelmişken bununla ilgili hiç unutmak istemediğim iki anımı da yazayım buraya.. 

birincisi çok eskilerden.. üniversiteye hazırlık için dersaneye gittiğim yıllarda bir arkadaşımla kitapçıya girmiştik.. bana kendisine kitap almak istediğini söyleyip, ne önerdiğimi sormuştu.. ben de -okumadığım halde- şeker portakalı hakkında çok olumlu şeyler duyduğumu, onu alabileceğini söylemiştim.. o da tavsiyeme uymuş ve o kitabı almıştı.. sonra ben kitapçıdan çıkmış ilerliyordum ki baktım yanımda yok.. olduğum yerde biraz beklemiştim sonra ne göreyim o elinde bir hediye paketiyle çıkıp gelmiş.. gülümseyerek bana uzatmıştı.. o kadar afallamıştım ki.. 'nerden çıktı bu?' demişim şaşkın şaşkın.. o da asla unutamayacağım içten bir tebessümle bakıp 'içimden geldi' demişti..hayatımdaki en özel anlardan biriydi gerçekten ve  tevafuk hediye ettiği kitap da benim en sevdiğim kitap oldu..

ikincisi de yakın geçmişten.. günlerden sıradan bir gün yine.. bu sefer hediyeyi alan benim, aldığım kişi de nişanlım :) internetten kendisi için bir parfüm ısmarlamıştım.. parfümün geldiği gün evde hediye kağıdı filan yoktu.. ben de çarşıdan alır bir yerde paketler veririm diye yanıma öylece aldım.. girdiğim bir mağazadan hediye paketi ve kurdela için kağıttan ip aldım.. mağazanın hediye paketleme kısmında paketleyip nişanlımın yanına gittim.. yanına gidiyorum ama hediye kağıdı rulolarını bilirsiniz, gizlemek pek mümkün olmuyor.. direk gözüne çarpacak ve 'bu ne?' diyecek.. neyse dedim atlatırım bir şekilde.. yanına gidince tahmin ettiğim gibi  direk ruloyu gösterip 'bunu niye aldın?' dedi.. ben de birden, hiç daha önce düşünmediğim halde pişkin pişkin 'hiç' dedim 'bana hediye alırsan bununla paketle diye aldım' .. bakışlarının ne kadar görülmeye değer olduğunu söylememe gerek yok sanırım :)) ciddi miyim değil miyim anlamaya çalışıyor, ne desin bilemiyor.. şimdi hediye siparişi miydi bu diye düşünüyor.. :) peşine de ben 'a, bi de kurdelası için şunu almıştım' deyip kağıt kurdela ipini de çıkardım..  hiç istifimi bozmuyorum, hiç çaktırmıyorum ya çaresiz inanmıştı.. 'iyi' dedi 'güzelmiş.. siyah ve yeşil severim zaten'.. ben de 'a iyi denk gelmiş o zaman' filan diyorum, konuyu uzatıyorum.. biraz sonra da  'ay az daha unutyordum bak ben bir de senin için örnek bir hediye paketi hazırlamıştım' deyip de hediyesini çıkarınca, yüzündeki ifade görülmeye değerdi doğrusu.. fena halde şaşkın ve mutlu.. 'sen var ya' diyor.. sonra gülüyoruz ikimiz de.. o mutlu ben ondan da mutlu :)) 

sonra hediyeleşmek illa ki maddi bir şeyle de olmak zorunda değil.. bir insanın seni düşünerek bir şey için emek harcamasıdır aslolan.. tıpkı bu doğum günümde benim en kadim dostumun, canım kübra'mın türkiye'den bana mail yoluyla bir hediye göndermesi gibi.. lise zamanımızdan çok özel bir yazıyı, arayıp tarayıp bulmuş ve bana yazmış.. yıllar öncesinin kelimelerini okumak.. anıların canlanması.. yüreğime dokunan bir armağandı hakikaten..


 şimdi baktım da ne kadar çok yazmışım :o pat diye olacak ama uzatmadan burda bitirmek en iyisi sanırım.. sonuna kadar okuyan olursa helal olsun :)


muhabbet ile efendim :)