bu gece rüyamda düğünümden bir gün öncesini gördüm.. saat akşamın yedisi ve ben daha gelin ayakkabımı almamışım.. alelacele hazırlanıp ayakkabı almaya giderken aynaya gözüm ilişiyor ve düğüne kadar vermek istediğim kiloları veremediğimi görüyorum.. gelinliğin bana hiç yakışmayacağını düşünüp hatta düşünmekle kalmayıp kendi kendime söylenip, fena halde iç geçiriyorum.. Allah'ım bu bir kabus değil de nedir :((
sanırım rüyamı epeyce ciddiye almam lazım.. çünkü düğüne 10 ay var ama, ortada düğün hazırlığı adına hiç birşey yok.. kilolarımsa aynen olduğu gibi durmakta.. Allah'ım kabus, kabus olarak kalsın ve lütfen ama lütfen gerçek olmasın..
12 Haziran 2011 Pazar
9 Haziran 2011 Perşembe
cherryblossom ve kitaplığı
iki darbe arasında kitap yorumum kitaplığımda..
artık kitaplar, filmler, melodiler ve şiirler hakkında düşüncelerim o sayfada yer alıyor.. sizi de beklerim dostlar :)
muhabbet ile..
8 Haziran 2011 Çarşamba
huzur..
an itibariyle ruhum öyle sıkılmış bir halde ki, güzel şeyler hatırlayıp ferahlama ihtiyacındayım.. çok uzağa değil bir hafta öncesine gidiyorum.. kocaman bir günü sevgili nişanlımla birlikte geçirdiğimiz güne.. kahvaltıya buluşup tüm günü huzurla geçirdiğimiz tatil gününe..
bütün gün sadece ye, iç dolaş olmuyor tabii.. güzel bir parka oturup yeşillikler içinde risale okuyalım istemiştik.. güzel fikir.. ancak etrafta yeşil alan çok olmasına rağmen, sıcak havalardan dolayı 'gözümüze haram değmeden' bu fikri gerçekleştirebileceğimiz bir park bulmak neredeyse imkansız.. bildiğimiz bütün parkları düşünüp, çaresiz hepsinde aynı manzarayı bulacağımıza karar verirken, 'atlayalım trene, gidelim şu Treysa'ya, belki birşeyler buluruz' dedik..
yol boyunca lem'alar 'ı okuduk ve geldik Treysa'ya.. epeyce ufak bir yermiş burası.. tren istasyonundan çıkıp, ayaklarımızın götürdüğü yere doğru gittik.. sakin sokaklar, arnavut kaldırımlar.. derken birdenbire kendimizi yemyeşil ve de bomboş bir parkın içinde buluverdik :) sanki bizim için tahsis edilmiş gibiydi, öyle huzur vericiydi ki anlatamam.. tam da bir tane bankı vardı.. Marburg'da aradığımızı Treysa'da bulmuştuk, çocukların neşesi neydi ki bizimkinin yanında :) bankımıza oturup kaldığımız yerden devam ettik.. okuduklarımız öyle etkileyiciydi ki, adı gibi, her bir satırı ışık saçan bir parıltı adeta..
Hz.Eyyub'un duasını yazıyor ve diyor ki : 'Hz.Eyyub'un (a.s) zahiri yara hastalıklarının mukabili, bizim batıni ve ruhi ve kalbi hastalıklarımız vardır. İç dışa, dış içe bir çevrilsek, Hz.Eyyub'dan daha ziyade yaralı ve hastalıklı görüneceğiz. Çünkü işlediğimiz her bir günah, kafamıza giren her bir şüphe, kalp ve ruhumuza yaralar açar.'
SübhanAllah.. bu ne müthiş bir tespittir.. bu ne vurucu bir ifadedir.. insan kendi ruhuna bu gözle bakıp, tüm hastalıklarının göze görünme ihtimalini düşündüğü zaman ve bu hastalıkların hayat-ı ebediyesini ne denli etkilediğinin farkına vardığı an korku içinde ürpermemesi elde değil..
işte bu yüzden, Hz. Eyyub'un 'Rabbim bana gerçekten zarar dokundu. Sen ise merhametlilerin en merhametlisisin' duasını yapmaya ziyadesiyle muhtacız..
hatta üstadın o güzide üslubuyla: 'O münacat-ı Eyyubiyeye, o hazretten bin defa daha ziyade muhtacız.'
o güzel günden en büyük kazancım bu dua ve bu bakış açısı oldu.. Merhametlilerin en Merhametlisi duamızı kabul buyurur inşaallah..
tren saati yaklaşıp kalktığımızda artık park bizim parkımızdı, bank da bizim bankımız :) bundan sonra dışarda birşeyler okumak istediğimizde trene atlayıp doğruca parkımıza gelicez inşaallah..
muhabbet ile..
not: Marburg, üniversiteyi okuduğumuz şehir, Treysa da yakınlarda ufak bir şehir. o gün Treysa'ya ilk gidişimizdi, ancak son olmayacak inşaallah ;)
bütün gün sadece ye, iç dolaş olmuyor tabii.. güzel bir parka oturup yeşillikler içinde risale okuyalım istemiştik.. güzel fikir.. ancak etrafta yeşil alan çok olmasına rağmen, sıcak havalardan dolayı 'gözümüze haram değmeden' bu fikri gerçekleştirebileceğimiz bir park bulmak neredeyse imkansız.. bildiğimiz bütün parkları düşünüp, çaresiz hepsinde aynı manzarayı bulacağımıza karar verirken, 'atlayalım trene, gidelim şu Treysa'ya, belki birşeyler buluruz' dedik..
yol boyunca lem'alar 'ı okuduk ve geldik Treysa'ya.. epeyce ufak bir yermiş burası.. tren istasyonundan çıkıp, ayaklarımızın götürdüğü yere doğru gittik.. sakin sokaklar, arnavut kaldırımlar.. derken birdenbire kendimizi yemyeşil ve de bomboş bir parkın içinde buluverdik :) sanki bizim için tahsis edilmiş gibiydi, öyle huzur vericiydi ki anlatamam.. tam da bir tane bankı vardı.. Marburg'da aradığımızı Treysa'da bulmuştuk, çocukların neşesi neydi ki bizimkinin yanında :) bankımıza oturup kaldığımız yerden devam ettik.. okuduklarımız öyle etkileyiciydi ki, adı gibi, her bir satırı ışık saçan bir parıltı adeta..
Hz.Eyyub'un duasını yazıyor ve diyor ki : 'Hz.Eyyub'un (a.s) zahiri yara hastalıklarının mukabili, bizim batıni ve ruhi ve kalbi hastalıklarımız vardır. İç dışa, dış içe bir çevrilsek, Hz.Eyyub'dan daha ziyade yaralı ve hastalıklı görüneceğiz. Çünkü işlediğimiz her bir günah, kafamıza giren her bir şüphe, kalp ve ruhumuza yaralar açar.'
SübhanAllah.. bu ne müthiş bir tespittir.. bu ne vurucu bir ifadedir.. insan kendi ruhuna bu gözle bakıp, tüm hastalıklarının göze görünme ihtimalini düşündüğü zaman ve bu hastalıkların hayat-ı ebediyesini ne denli etkilediğinin farkına vardığı an korku içinde ürpermemesi elde değil..
işte bu yüzden, Hz. Eyyub'un 'Rabbim bana gerçekten zarar dokundu. Sen ise merhametlilerin en merhametlisisin' duasını yapmaya ziyadesiyle muhtacız..
hatta üstadın o güzide üslubuyla: 'O münacat-ı Eyyubiyeye, o hazretten bin defa daha ziyade muhtacız.'
o güzel günden en büyük kazancım bu dua ve bu bakış açısı oldu.. Merhametlilerin en Merhametlisi duamızı kabul buyurur inşaallah..
tren saati yaklaşıp kalktığımızda artık park bizim parkımızdı, bank da bizim bankımız :) bundan sonra dışarda birşeyler okumak istediğimizde trene atlayıp doğruca parkımıza gelicez inşaallah..
muhabbet ile..
not: Marburg, üniversiteyi okuduğumuz şehir, Treysa da yakınlarda ufak bir şehir. o gün Treysa'ya ilk gidişimizdi, ancak son olmayacak inşaallah ;)
5 Haziran 2011 Pazar
aşk..
5 saatlik uyku ve 8 saatlik iş sonrasında bile, evdeki yumuşacık yastığı değil, O'nun yanındaki kütüphane masasını tercih etmektir ;)
30 Mayıs 2011 Pazartesi
cherryblossom ve sunuculuk deneyimi :)
hani bahsetmiştim ya kocaman bir programda sunuculuk yapacağımdan.. o program şu programdı.. cumartesi günü atlattık çok şükür.. inanılmazdı.. muhteşemdi.. çok büyüleyiciydi.. nereden başlasam nasıl anlatsam bilemiyorum.. sadece iyi ki kabul etmişim, o muhteşem atmosferi yaşamışım diyorum..
heyecan had safhadaydı.. çok komik şeyler de oldu :) çok duygusal anlar da yaşandı.. yani imkanı yok anlatamam o 7 saatlik program esnadında neler yaşadığımı.. ama en çok sevindiğim, bana güvenen insanların yüzündeki memnuniyet ifadesiydi.. sadece yüzleriyle de ifade etmekle yetinmediler, sık sık dile de getirdiler..
en mutlu olduğum şeylerden biri de, program esnasında benim bölgemden gelen gençlerin bana tezahürat yapmaları.. 'İşte Hessen, işte Sunucu' ilkiydi :) ikincisi ise, 'Hessen seninle gurur duyuyor' :) o kadar komikdi ki bu ikinici tezahüratın bana yapıldığını anlamadım önce, susmalarını beklerken, birden dediklerini anladım.. o şaşkınlıkla 'aaa bana mı diyosunuz?' deyivermişim.. bütün salonla birlikte gülmekten koptuk.. ben şaşkınlıktan sevinçten neler dediğimi hiç bilmiyorum tabii.. sonra gündeme geçişi 'neysse' kelimesiyle yapınca bir kahkaha daha kopuverdi :) bu sayede akıllarda 'doğal ve sempatik sunucu' olarak kaldım :)))
bu program sayesinde muhteşem insanlarla tanıştım.. misafir olduğum yerde el üstünde tutuldum -sunucu olduğum için değil tabii, misafir olmam yeterliydi bunun için :)- gezdim dolaştım..
ah herşey öyle harikaydı ki tarif edemem.. Allah'a ne kadar sükretsek az.. programdan bir iki fotoğraf koyup bitireyim yazıyı, yoksa anlat anlat bitmezzz :)
sonradan eklenen not: 2000 kişilik bir programdı, gençler sığamadı salona ;)
heyecan had safhadaydı.. çok komik şeyler de oldu :) çok duygusal anlar da yaşandı.. yani imkanı yok anlatamam o 7 saatlik program esnadında neler yaşadığımı.. ama en çok sevindiğim, bana güvenen insanların yüzündeki memnuniyet ifadesiydi.. sadece yüzleriyle de ifade etmekle yetinmediler, sık sık dile de getirdiler..
en mutlu olduğum şeylerden biri de, program esnasında benim bölgemden gelen gençlerin bana tezahürat yapmaları.. 'İşte Hessen, işte Sunucu' ilkiydi :) ikincisi ise, 'Hessen seninle gurur duyuyor' :) o kadar komikdi ki bu ikinici tezahüratın bana yapıldığını anlamadım önce, susmalarını beklerken, birden dediklerini anladım.. o şaşkınlıkla 'aaa bana mı diyosunuz?' deyivermişim.. bütün salonla birlikte gülmekten koptuk.. ben şaşkınlıktan sevinçten neler dediğimi hiç bilmiyorum tabii.. sonra gündeme geçişi 'neysse' kelimesiyle yapınca bir kahkaha daha kopuverdi :) bu sayede akıllarda 'doğal ve sempatik sunucu' olarak kaldım :)))
bu program sayesinde muhteşem insanlarla tanıştım.. misafir olduğum yerde el üstünde tutuldum -sunucu olduğum için değil tabii, misafir olmam yeterliydi bunun için :)- gezdim dolaştım..
ah herşey öyle harikaydı ki tarif edemem.. Allah'a ne kadar sükretsek az.. programdan bir iki fotoğraf koyup bitireyim yazıyı, yoksa anlat anlat bitmezzz :)
sonradan eklenen not: 2000 kişilik bir programdı, gençler sığamadı salona ;)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





